Hicbir ölümlü Yüzümdeki perdeyi kaldiramadi"
Bir Misir tanrisina ait olan bu söz O'nu cok güzel tanimliyordu. Ne eksik ne fazla ...
Iyi sayilabilecek bir sairdi. Icinde yasadigi toplumla paylastigi degerler yok denecek kadar azdi. Dis görünüsü ic dünyasindaki aykiriligi fark ettirmeyecek kadar dogaldi. Icten bir tepkisi vardi yasanan degerlere karsi. Ama o,bu aykiriligini anlamsiz ve tepkisel davranislarla göstermezdi.
"Insan konusmayi ögrenince susuyor" derdi. Bu yüzden günlerce konusmayabilirdi. Ama konustugu zaman da karsisindaki insanin deger yargilarini alt-üst ederdi,hic cekinmeden.
Insanlarla hicbir seyi paylasmamaya, onlardan hicbir sey almamaya yeminliydi. Insanlarin onu sevmesi de nefret etmesi de birdi onun icin. Paylasmak ona göre büyük bir zulümdü zaten. Insanlar kendilerine ait olmayan bir seyi sahipleniyor,sonra da güya insanlari sevdikleri icin paylasiyorlardi. Halbuki paylastiklari sey hic de onlarin degildi. O,bu iliskiyi eve giren bir hirsizin evi,ev sahibiyle paylasma lütfuna benzetiyordu.
Bu aykiri düsüncelerinden dolayi yirmi yasinda terk ettigi ailesini
hic aramamisti on bes yildir. Annesine biraktigi not cok kisaydi: Asiyim, hepsi bu kadar.
Evlenmeyi bir an bile aklindan gecirmemisti. Ona göre evlilik sahiplenme duygusunun bir insanla tatmin edilisiydi.
O hicbir seye sahip olmadigi gibi hicbir seyin de onu sahiplenmesini istemiyordu.
Peki,bunca yildir neyi ariyordu?Gercegi,yalnizca gercegi. Yillar önce okudugu bir kitapta su yaziliydi: "Gercek aramakla bulunmaz ama her arayana verilir.
Her seye ragmen onu ümitlendirmisti bu söz. Zaten hayatin cok sirrini anlamisti bu cileli yillar boyunca. Sevgi varolusun biricik sirriydi. O günde sonra bir baska bakiyordu hayata. O günün anisina su sözleri yazmisti
Günlügüne: "Karanliklar senin göz kapaklarinin cektigi perdedir aydinligin üzerine. Aydinliksa gözbebeklerinin isiltisidir,perdelerden kolayca gecen."
Atom sevgiyle duruyordu ona göre. Atoma nefreti sokup atom bombasi yapmamislar miydi zaten? Bu yüzden en nefret ettigi sey nefretti. Kendisini sevginin mayasindan yaratilmis hissediyordu. Yapragin yere düsmesi topraga olan sevgisindendi. Filizlerin boy vermesi göge olan özlemlerindendi. O kücük tohum,tabiatin gök ve yer denilen iki koluna sariliyordu böylece...
Bir yandan köklerini topragin derinliklerine saliyor,bir yandan da göge yükseliyordu tohum.
Ya yazmak...Yasmak da sevgiydi. Mürekkebin gercege duydugu sevdaydi onu yazmaya iten sey. Kalem kutsaldi onun icin. Bu yüzden hic kimse bunalmis ruhunu kagida dökmek icin kullanmamaliydi kalemini.
Kalemi ilk kullanan da Tanri degil miydi?
Tanri ilk asikti. Insanlari sevgisinden yaratmisti. Her seyi sevgi üzerine kurmustu ama hic kimse anlamamisti O'nu. Bu yüzden "Aski anlasilmayan ilk asik Tanridir." derdi. Insanlar dogar dogmaz göbek baglarini kopardiklari gibi gercekle olan baglarini da kopariyorlardi sanki.
O, bu ümitsiz durumdan su sözlerle siyriliyordu: "Güzellerin güzel yüzünde güzelligi yaratan,elbette o güzellige asik olanlari da yaratir."
Genc kiz nihayet uyanmisti. Tüm gece boyunca uyumustu. Gözlerini
ovusturdu. Elbiselerini düzeltti. Saskindi.
--Nerdeyim ben?Siz kimsiniz?
--Demek dün gece neler oldugunu hatirlamiyorsun?
--Cok ictigimi hatirliyorum o kadar.
--Evet,kapiyi sana actigimda cok sarhostun gercekten. Kapiyi acar acmaz bana
ilk söyledigin söz suydu: "Ben Tanrinin hediyesiyim"
Genc kiz bu söz karsisinda utancini gizleyemiyordu. Bir seyler söylemek istiyor ama nereden baslayacagini da bilemiyordu. Saskinligini biraz olsun gizlemek icin:
--Peki ya sonra ?Dedi.
--Isin dogrusu ben Tanridan böyle bir hediye beklemiyordum. Sasirdim bir an. Gercegi arayan birisine senin gibi bir serabin gösterilmesi dogal gelmedi bana. Ben bunlari düsünürken sen de su an yattigin yerde sizip kaldin zaten.
--Dün geceden beri yerde mi yatiyordum?Diye sordu saskinlikla.
--Evet,düsüp sizdigin yerden kaldirmadim. Biliyorsun seraba dokunulmaz. Bütün gece Tanrinin seni almasini bekledim. Ama,görüyorsun ki hala gelmedi. Sahi söyler misin sen hangi Tanrinin hediyesisin böyle? Ferda sitem dolu bir utangaclikla:
--Lütfen benimle alay etmeyin. dedi.
--Alay etmiyorum .Sadece seni anlamaya calisiyorum. Istersen önce sana bir kahve yapayim da kendine gel.
Kemal kahveleri getirdiginde Ferda biraz olsun kendine gelmisti. Üzerindeki yabanciligi atmaya dogal olmaya calisiyordu.
--Benim adim Ferda iki sokak ileride sitelerde oturuyorum. Dün gece icin özür dilerim. Arkadaslarla yasadigim bir cilginlikti o kadar. Cok utaniyorum.
--Ben de Kemal. Bu evde tek basima yasiyorum.(Bir an duraksadi Kemal) Senin hakkinda ne düsündügümü merak ediyorsun degil mi?
--Biraz öyle...
--Hic...Hicbir sey düsünmedim.
--Neden?
--Özel olarak hicbir insan üzerinde düsünmem pek.
--Gecenin yarisinda kapini calip,evinde yatan bir kiz hakkinda bile mi?
--Evet.
--Cok garip bir insansin.
--Söylesene maskeli bir baloda insanlarin gercek yüzlerini tanimak mümkün müdür sence? --Tabii ki degil.
--Iste su yoplumda gördügün bircok insan ve sen... Hepiniz maskelerinizle yasiyorsunuz. Su toplum maskeli bir balodan farksizdir bence. Hem de zamana, kisilere ve olaylara göre her an degisen maskelerin kullanildigi bir balo... Bu yüzden pek anlamli gelmiyor bana insanlar üzerinde düsünmek.
--Kendini soyutluyorsun insanlardan.
--Öyle de denilebilir. Zaten toplum ferdin en büyük düsmanidir bence. Bu yüzden insanlardan hicbir sey almamayi yegliyorum. Buna ragmen her seyimi vermeye de hazirim onlara.
--Insanlarin sevgisini de ret eder misin örnegin?
--En basta onu. Bu günün sahte sevgileri bir insanin kalbini yaralamak icin secilen en tehlikeli yoldur.
--Ama insan hic sevilmeden yasayamaz ki...
--Bunda yaniliyorsun. Insan sanildiginin aksine sevilerek degil severek yasar. Insan sevilmek ihtiyacinda olan zayif bir varlik degildir. Kisacasi sorun sadece sevilmek degil sevmektir.
--Sevdigin halde sevilmiyorsan?
--Sevilmek senin sorunun degil onun sorunu. Bence sevmek bir insani kendi icinde hissetmendir. Sevilmek ise kendini bir insanin icinde hissetmen. Anlayabiliyor musun? Sevmek seni zenginlestirir, sevilmek degil. Bunu, evreni kapsayacak sekilde de düsünebilirsin.
--Nasil yani?
--Evrensel anlamda sevmek kainati kendinde seyretmek, sevilmek ise kendini kainatta seyretmektir.
Ferda'nin kafasi karismisti. Hic bu kadar derinlemesine düsünmemisti sevgi üzerine. Bunu fark eden Kemal:
--Bunlari bir anda anlamak sana güc gelebilir. Ama biraz düsünürsen umarim anlayabilirsin. Sunu unutma ki insanlik bu gün ikinci tas devrini yasiyor. Birinci tas devrinde insanlar yumusacikti. Sevgi
sayesinde her sey yumusacikti. Sadece evleri ve aletleri tastandi. Simdi ise her seyimiz yumusacik, yüreklerimiz tas gibi. Hatta tastan da kati. Cünkü öyle taslar vardir, üzerlerinde otlar yetisir ve öyleleri de vardir ki...
Kemal'in gözleri nemlendi bunlari söylerken. Yillarin acilarini, ihanetlerini, burukluklarini kelimelere döküyordu aslinda. Aglamakli bir hale dönüsüyordu sesi kesik kesik...
Uzun bir sessizlik oldu. Bütün bir hayat seridi gecti Ferda'nin gözleri önünden. Eger Kemal'in anlattiklari dogruysa sevgi hic olmamisti hayatinda.
On sekiz yasinda olmasina ragmen sayisini kendisinin bile unuttugu kadar cok sevgilisi olmustu. Ama hicbir zaman sevgiyi bu kadar yogun hissetmemis ve yasamamisti.
Bir an gözleri duvarda cercevede olan misralara takildi
Donuk sevgiler cagindayiz
Sicak sevgiler cehennemde yaniyor
Sevgi...
Yasanmayacak kadar güzel,
Fark edilmeyecek kadar sade
Duyulmayacak kadar dogaldir
Kemal duvarda aglayan bir cocuk portresi gösterdi Ferda'ya
--Biliyor musun bir cocuga verilecek en degerli besin sefkattir ve de cesaret. Bunlar öyle hassas bir dengeye sahiptir ki, denge bozuldu mu iste su insanlari görürsün karsinda... Sefkat ve cesaret kurbanlari... Kimileri asiri sefkatin yaninda cesaretsiz büyütülürler. Bu insanlar kücücük bir dünya kurmak isterler kendilerine. Gücsüzdür bu insanlar, kolayca kirilirlar. Dünya cok acimasizdir böylelerine göre... Kendilerini sevecek birilerini ararlar hep. O kadar yogunlasirlar ki bazen siddetli bir arzuyla birilerine dogru akmak isterler. Cesurca sevemezler. Cesareti ögrenememistir bu insanlar. Öte yandan da cesur insanlar... Dünyayi bile devirebilirler. Ama basit bir sevgi oyunuyla kolayca yikiliverirler. Dünyayi titretecek cesareti taniyan bu insanlar kalplerine dokunacak bir parmakla diz üstü cöküverirler yere. Ve su sözleri duyar gibi olursun onlardan:
Dag düstü üstümüze
Yikilmadik ama
Insan degdi tenimize
Acisi yakti bizi...
Cesaret onlari o kadar sertlestirmistir ki sevdikleri insani kollari ile kalpleri arasinda neredeyse öldürür.
Kemal sustu birden Ferda bir seylerin oldugunu hissetmisti. Cözmek istiyordu Kemal'i
--Niye sustun?
--Bana ne sefkati ögrettiler ne de cesareti.
--Ama tüm bunlari biliyorsun sen.
--Nasil oldugunu merak ediyorsun degil mi,anlatayim.
Bir an durdu sonra:
--Insanlarin nefretlerinden sevgiyi,ihanetlerinden sadakati, korkakliklarindan cesareti ögrendim.
--Insanlar bu kadar acimasiz mi? Gercekten seven insanlar yok mu hic?
--Birak sevgilerin gülmeleri bile dogal degil onlarin. Seni senin icin degil
kendileri icin severler. O kadar iyi o kadar güzel ve o kadar haince severler ki,hayran olmamak elde degil biliyor musun?Sevgi ve ihaneti o kadar
sanatsal bir uyarlamayla sahneye koyarlar ki,son sahnede ölecegini bile bile seyredersin oyunu .Mükemmel bir katildir onlar. Seve seve öldürürler seni. Dudaklarindan sevgi sözcükleri yükselir. Yapacagin tek sey gözlerini kapatip sevgi atmosferi icinde sevgi sözcüklerinin saganak yagmuru altinda ölümünü beklemedir. Anliyor musun?
--Sen sevilmekten korkuyorsun.
--Belki...
--Neden?
--Neden mi?Ben her insani kalbime misafir edebilirim,sevebilirim yani.
Kalbimden eminim cünkü. Sevdigim insani rahatsiz edebilecek hicbir sey yok kalbimde. Ama kimsenin kalbine girmek istemem. Cünkü bilmiyorum nelerle karsilasacagim. Bilmiyorum hangi tuzaklar bekliyor beni. Ve bilmiyorum o insan bu tuzaklardan haberdar mi?
--Fikirlerimi alt üst ettin. Her sey karisti Sevmek sevilmek,nefret,sevgi.
Hatta su ana kadar gercekten yasayip yasamadigimi düsünüyorum.
--Aslinda sana anlattigim her seyi kendinde bulabilirsin.
--Nasil?
--Kendini taniyarak...Yalniz kaldigin anlarda...
--Yalnizliktan kacmisimdir hep...
--Yalnizliktan kacmak kendinden kacmaktir. Bir düsünsene dogarken de
yalnizsin,ölürken de. O halde yasarken de yalnizliktan kacmak anlamsiz degil mi ?
--Yalnizlikta insan ne bulabilir ki sikinti ve bosluktan baska?
--Kendini gercekten taniyabilseydin uzaydaki derinlikten daha derin bir ic uzayin oldugunu fark edebilirdin. Bizler ruhumuzu öldürüyor sonra basina gecip agit yakiyoruz...Benligindeki zenginligi fark etseydin dünyada ikinci bir insan aramazdin biliyor musun?
--Anlamadim!
--Dünyada bir tek kisi vardir aslinda o bir kisi icinde de bes milyar insan.
--Benligim bu kadar kalabalik mi?
--Evet. Benligin tüm varligin merkezidir. Tüm acilar ve sevincler yüreginde gizlidir senin. Ölenleri yüregine gömdügün gibi dogacak cocugun kalbi de senin icinde atar. Hem aciyi hem sevinci yasarsin ic ice,yan yana...Hatta o kadar aci cekersin ki aci,aci olmaktan cikar...
--Sözlerin cok karisik.
--Belki haklisin bu konuda. Bazi insanlar basli basina paradokstur.
Düsünceleri de öyle. Insanlar paradokssal düsünmeye alisik degiller. Bu yüzden anlasilmiyoruz. Zaman bir hayli ilerlemisti. Ferda izin istedi. Zihni o kadar dagilmisti ki hic bir sey söylemeden cikti evden. Bütün gece boyunca Kemal in sözleriyle ugrasti Ferda. Bazen onu anladigini düsünüyor,bazen sacmaladigina karar veriyordu. Her seye ragmen hayranlik duyuyordu ona. Ama,kimsenin anlamayacagindan emindi. Günler geciyor,yüreginde Kemal e ,karsi konulmaz bir sevgi tasidigini hissediyordu Ferda. Her gecen gün biraz daha büyüyordu sevgisi.
Aylar gecmis ama bir türlü ona gitmeye karar verememisti. Cekiniyordu. Insanlardan bu kadar uzak biri onun gibi deli dolu bir kizi ciddiye alir miydi?
"Hic kimse sevgiyle dirilmeyecek kadar ölü degildir hicbir zaman"
Evet,bu söz de onun degil miydi?Nihayet karar verdi Ferda. Gitmeli ve ona
sevdigini söylemeliydi.
Ferda Kemal in evine gittiginde büyük bir saskinlik gecirdi. Evde kimse yoktu,tasinmisti...Evin bekcisi yaklasti Ferda ya:
--Kizim adinizi ögrenebilir miyim?
--Adim Ferda. Kemal bey tasindi mi?
--Evet kizim,tasindi. Ve kimseye söylemedi nereye gittigini,bana bile. Bir mektup birakti sana gelirse verirsin,dedi. Ferda mektubu aldi. Tereddütlü adimlarla evine gitti. Yikilmisti. Derin bir bosluk hissetti yüreginde. Birden ümitle doldu yüregi. Belki de onu yanina cagiriyordu. Sabirsizlikla mektubu acti.
"Ey sevgili! Seni sevip sevmedigimi söylemeyecegim. Ama sevgiyi ögretebildim sana sanirim(ne kadar ögretilebiliyorsa).Dilerim kalbine kalbimden verdigim sey yüreginde yeserip meyve verir. Böylece ne sen bende kaybolacaksin, ne de ben sende. Sen beni kendinde,ben seni kendimde bulmus olacagim. O zaman hic ayrilmayacagiz. Sakin sevgimle seni tuzaga düsürdügümü sanma. Sevgi hayatin hem cekirdegi hem meyvesidir. Bir agac,meyvesiyle seni kendisine cekiyorsa bu bir aldatma sayilmaz. Unutma ki agac meyvesine cagirir, kendisine degil.
Ey sevgili!
Sen bir siginak ariyorsun ama ben durulmaz bir firtinayim. Sen kendinin sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barisi ariyorsun,bense tüm kötülüklerle savasmak istiyorum. Sen kücücük bir cocuksun ama ben kücükken cok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yildizlara siginmak istiyorsun bense kendimi yeryüzüne karsi sorumlu tutuyorum. Sen aydinliga kacmak istiyorsun ben karanliklari aydinlatmak istiyorum. Sen bir agacin gölgesine siginip yasamak istiyorsun bense ülkemi ariyorum;yollari aydinlik,insanlari huzurlu ve ümit dolu bir ülke. Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun bense haykiriyorum.
Sakin unutma!
Kalbim paylasilamayacak kadar senindir. Seninle bile.
(Ama bilmiyorum sen bu kadar bende misin?)
Lütfen kendini ara, beni arama...